Top

Antik Kentler Ford Ranger Rotası 5. Gün

Rotanın 1. günü için tıklayın.

Rotanın 2. günü için tıklayın.

Rotanın 3. günü için tıklayın.

Rotanın 4. günü için tıklayın.

 

Didim – Myus Antik Kenti – Söke – Magnesia Antik Kenti – Ayvalık – Kocaeli Rota – 700 km

 

Tarih Notları

 

Myus Antik Kenti, İyonların en küçük ve en ufak şehirlerinden birisi. Atina Kralı Kodros’un oğlu Kydrelos tarafından M.S. 6. Yüzyılda kurulduğu tahmin ediliyor mimari yapısından ötürü ancak konum olarak doğru seçilmediği için sıtma salgını sebebiyle kentin yıldızı daha kurulduğu günlerde kaymaya başlıyor. Kurulduktan bir yüzyıl kadar sonra İyon birliğinde yer aldığına dair dönemin tarihçilerinin notlarında rastlanıyor. Ünlü tarihçi Heredot’un anlatılarına göre Pers’ler M.Ö. 5. Yüzyılda kente donanma ile yanaştıklarında iki yüz civarında gemiyi alan bir limana sahip olduğu tahmin ediliyor, aynı dönemde yaşanan İyonya İhtilallerine üç gemi ile katıldıkları biliniyor, bu düşük sayılı katılımın sebebi olarak ekonomik olarak küçük bir şehir olduğu tahmin ediliyor. M.Ö. 480 ve M.Ö. 201 yıllarında, o dönemlerde bir kentin onurunu en sarsıcı durumlardan birisi olan bir kralın başka bir krala kent hediye etmesi kapsamında iki kere savaşsız bir şekilde el değiştiriyor. Bu durum kentin düşük olan popülaritesini daha da aşağı çekiyor. Büyük Menderes nehrinin kenarında olan kent, o dönemler Milet Körfezi olan şimdinin bereketli Ege ovalarında yer alan iç limanı; alüvyonlar sebebiyle kapandıkça giderek daha da fakirleşiyor ve zaman içinde kentin halkı Miletos’a göç ediyor.

Magnesi Antik Kenti, M.Ö. 7. Yüzyılda kurulduğu tahmin edilen, tarihçe olarak yöredeki antik kentlerden bir nebze ayrılan bir yer. M.Ö. 657 yılında Efeslilerin yardımları ile Palaimagnesia adıyla kurulan şehir daha öncesinde Troya Savaşlarına kadar dayanan bir tarihe sahip ve o dönem bölgeye gelenler tarafından kuruluyor. Kuzeyli bir kavim olan Kimmerler tarafından yönetilen şehirken Efesliler ile yeniden yapılanıyor. M.Ö. 399 yılında Spartalıların eline geçiriliyor ve kenti taşıyorlar. M.Ö. 392 yılındaysa Magnesia adıyla bugün kalıntılarını bulduğumuz kent şimdiki yerinde kuruluyor ve Palimagnesia’nın yeri bilinmiyor. M.Ö. 334 yılında Büyük İskenderin Makedonyasının kontrolüne gönüllü olarak giren şehir, M.Ö. 240 yılında Yunan Seleukos İmparatorluğunun hakimiyetine giriyor. M.Ö. 203 yılında ise şimdinin Olimpiyat Oyunlarına benzer bir yıllık spor yarışmaları yapılmaya başlanıyor. Bölgedeki stadyum bugün Anadolu’nun en iyi korunmuş antik stadyumu olarak tanımlanıyor. M.Ö. 185 yılında Miletos ile savaşa tutuşan şehir, Miletlilerin güç kaybetmesine sebep oluyor. M.Ö. 133 yılında Roma hakimiyetini kabul eden şehir, Bizans hakimiyetiyle geçen yüzyıllar sonrasında M.S. 14. Yüzyılda bölgede Aydınoğulları Beyliğinin kurulması ile Türkleşmeye başlıyor ve kentin tarihindeki son dönüşüm ile şekillenme yaşanıyor.

Yolculuk Notları

 

Didim’den Söke istikametine doğru yola çıktığınız zaman sağa doğru Myus tabelasını görüyorsunuz. Kahverengi turistik tabelayı görünce, beş gündür anlattığımız diğer antik kentler gibi derli toplu, girişi çıkışı bir nebze olsun belli ve biletle giriş yapılan düzenli bir ören yeri hayal etme hatasına düşmemeniz gerekiyor. Myus, Avşar Köyü merkezine yaklaşık 3 kilometre mesafede. Kente ulaşan iki yol var. Biri Avşar’a gelmeden Büyük Menderes Nehrine paralel olarak tarlaların içinden geçen traktör yolu; diğeri ise Avşar merkezi geçtikten sonra daha kestirme olan bir yol. Ben nehre paralel olarak antik kente ulaşıp, diğer yoldan köy merkezi üzerinden ana yola tekrar ulaşmayı tercih ettim.

Tarlaların içinden geçen traktör yolu yaklaşık yedi kilometrelik, tek aracın ancak sığabildiği ve zemini toprak olan bir köylü yolu. Bu yolun tek amacı traktörlerin tarlaya ulaşmasını sağlamak. 4×4 olmayan herhangi bir aracın bu yedi kilometreyi sağ salim tamamlaması çok mümkün değil zira yer yer yol yok oluyor ve kayaların üzerinden aşarak istikametinize devam etmeniz gerekiyor.
Ovanın ortasında bir tepeciğin üzerinde kalıntıları gördüğünüz zaman, ovanın bittiği ve yokuş çıktığınız on beş yirmi metrelik alanda aracı bırakıp yaklaşık beş yüz metre kadar antik kente tarlaların ve çalılıkların arasından yürümeniz gerekiyor, küçük bir tepeye de tırmanıyorsunuz.

Antik kente vardığınızda sadece birkaç duvar var sizi karşılayan, kapılar ve basamaklar. Hepsi bu kadar. İyonların en küçük ve fakir şehri diye tarih notlarında geçen ibarenin ne demek olduğunu buraya gelince daha iyi anlıyorsunuz. Ancak başka hiçbir antik kentte göremeyeceğiniz bir manzara sizi bekliyor, uçsuz bucaksız yemyeşil Ege’nin bereketli tarlalarının yayıldığı ova. Bir zamanlar Milet Körfezinin uzantısı olan ve Büyük Menderes Nehri ile Körfezin birleştiği bölgelerde büyük iç limanların yer aldığı bu yerler şimdi ne ekseniz onu fazlasıyla veren Anadolumuzun güzel toprakları olmuş.

Myus’tan Magnesia’ya giderken ilk olarak Büyük Menders Nehri üzerinden geçip ana yola ulaşıyorsunuz ve yol boyunca Ege’nin karakteristik yol üstü köylü pazarları sizi sıra sıra bekliyorlar. Bölünmüş yoldan süren yolculuk yaklaşık bir saat zaman alıyor ve Magnesia’ya ulaşıyorsunuz.

Magnesia’ya ulaştığınızda karşınızdaki antik kentin tapınak ve sunaklarının tamamı Artemis adına yapılmış. Bölgede en sık rastlanan tapınak türlerinden olan Artemis Tapınaklarından Magnesia’da da buluyorsunuz ama şehrin en karakteristik yapısı diğer antik kentlerin aksine tiyatrolar ya da tapınaklardan öte sahip olduğu stadyum. Arkeologlara göre Anadolu’nun en iyi korunmuş stadyumlarından biri Magnesia’da. Üstelik tarihin bilinen ilk doping vakası da burada yaşanmış. M.Ö. 3. Yüzyılda şehirde düzenlenmeye başlanan ve çok çok uzun yıllar her sene gerçekleştirilerek gelenekselleşen şimdinin Olimpiyatlarına benzer oyunlar sırasında yapılmış bir dopinge dair izler, geçtiğimiz yıllarda bölgede yapılan arkeolojik çalışmalarda ortaya çıkmış.

Ayakta kalmış sütunların sayısı az ancak yine de size tarih boyunca yaşanmışlıklara ve kentin bir zamanlar sahip olduğu ihtişama dair ipuçları sunmuyor değil. Halen daha yoğun bir şekilde birçok noktada kazı çalışmaları yerli ve yabancı arkeologların denetiminde yapılıyor. Bugün görülebilen Magnesia’nın herhalde bir bu kadarı daha henüz toprağın altında ve kuyumcu inceliğiyle çalışmalarını sürdüren modern zaman kahramanları arkeologlar tarafından bizlerin seyrine sunulmak üzere ortaya çıkartılıyor.

Ford Ranger Notları

 

Myus Antik Kentine giderken Ford Ranger’ın sahip olduğu tüm arazi donanımlarına ihtiyacınız var. Aracı 4L arazi modunda kullanmak dışında bir şansınız olmayan yolda, ileri ve geri viteste çalışan eğim iniş kontrolünün yanı sıra, yokuş kalkış desteği de sağlıklı bir şekilde bu yoldan çıkabilmeniz için en iyi arkadaşlarınız oluyorlar.

Myus’a ulaşım dışında günün rotası genellikle asfalt ve bölünmüş yollardan devam ediyor. Ford Ranger’ın uzun yoldaki konforu C ya da D segment bir otomobilin konforunu aratmadığı için, keyifli bir sürüş sizi bekliyor.

Tavsiyeler

 

Söke – Ayvalık arasında giderken gözünüz yolun kenarlarında olsun. Bölge köylülerinin tezgahlarındaki yüzde yüz organik ve taze meyveler kilolarca alıp, kent hayatına dönünce bir nebze olsun sağlıklı beslenmeniz için sizi bekliyor.

 

Bölgenin en özel içeceklerinden olan karadut suyu da bu tezgahlarda satılıyor. Hemen alıp içmek için karadut suyunun yanı sıra, konsantre halde şişelenmiş şekilde sattıkları karadut şerbetlerinden de alıp bire beş oranında su katarak bu güzel şerbetten içebiliyorsunuz. 5 litrelik bir karadut şerbeti konsantresi alırsanız bu size yaklaşık 25 litre kadar karadut suyu verecektir.

 

Ayvalık’tan geçerken bölgenin yerli üreticilerinden zeytin ve zeytinyağı almayı da ihmal etmeyin Ege mutfağının güzelliklerine bir ilginiz varsa. Öte yandan bir de Ayvalık tostu elbette adettendir denerek yenilebilir. Denize girme niyetiniz varsa Sarımsaklı Plajı dünya çapında nam salmış kumları ile sizi bekliyor. Cunda’da güneşin batışını izlerken Taş Kahve’de dibekte dövülerek hazırlanmış bir kahve içmek de yol yorgunluğunu atmak adına güzel bir tercih olabilir.

nazer
No Comments

Post a Comment