Top

Antik Kentler Ford Ranger Rotası 4. Gün

Rotanın 1. günü için tıklayın.

Rotanın 2. günü için tıklayın.

Rotanın 3. günü için tıklayın.

 

 

Didim – Didyma Antik KentiMiletos Antik KentiPriene Antik Kenti – Altınkum – Didim Rota – 102 km

 

Tarih Notları

 

Ege’nin en eski antik alanlarından birisi olan Didyma’nın tarihi geçmişi hakkında net bilgilere sahip değiliz ancak Heredot’un aktarımına göre Didyma, Anadolu Ege kıyılarının İyonlar tarafından kolonileştirilmesi ve medeniyetlerini inşasından eskiye dayanıyor. İyonların bölgedeki tarihleri kimi kaynaklara göre M.Ö. 13. Yüzyıla kadar uzansa da medeniyetlerini inşa süreçlerinin M.Ö. 6. ve 7. Yüzyıllarda olduğu biliniyor. Bu bilgiler de bize gösteriyor ki en az 2500 yıllık bir antik bölge Didyma. Tarihin en önemli büyücülük okullarından biri olan ve Apollon Tapınağı ile meşhur bu lokasyon M.Ö. 493 yılında Pers istilasında yakılıyor ve çok ağır tahribata uğruyor (Apollon Oracle -bu noktada Oracle (orakl) kelimesine bir parantez açmakta fayda var. Oracle, şimdiki manası ile ibadet edilen tapınaktan ziyade doğrudan tanrılar ile iletişimi olan büyücü ya da doğaüstü güçlere sahip kişilerin yetişip yaşadığı yer demek). O tarihe kadar kenti yöneten Branchidae ailesi sürgün ediliyor ve kentteki dönemin bilinen dünyasında çok büyük bir üne sahip olan bronz Apollo Heykeli İran’ın Ecbatana şehrine götürülüyor. Büyük İskender’in Anadolu’yu istilasından sonra kentin yeniden inşası başlıyor Apollon Heykeli ise yaklaşık yüz yıl kadar daha sonra Seleukos İmparatoru tarafından ele geçirildikten sonra tekrar Didyma’ya hediye ediliyor. Büyük İskender’in gelişi yeniden ihya olma yoluna giren kentin bunu nasıl elde ettiği aslında biliniyor. Kentin büyücüleri bir “biliş” ile Büyük İskender’in Zeus’un oğlu olduğunu ve zaferler kazanacağını müjdeliyorlar. Seleukos İmparatorluğunun M.Ö. 300 dolaylarında Pers istilasında yıkılan Apollon Tapınağının yerini bugün kalıntıları olan mabedi inşa etmeye başlıyor. Bu yeni kutsal alanla birlikte kent yeniden zenginleşiyor ve eski önemini kazanıyor. M.Ö. 278 yılında ise bir dönem Anadolu’yu istila eden göçebe bir kavim olan Galatlar tarafından ağır bir yağmaya maruz kalıyorlar. Galatların o dönem İstanbul’a da geldikleri ve kentte yerleştikleri yerin adını onlardan aldığını belirtmekte fayda var; evet Galata’nın isim babası olan bu kavmin yolu Didyma’dan da geçiyor. Galat istilası sonrasına dair M.Ö. 277 yılına ait bir belgede kentin envanterinde kalan kutsal hazineler sıralanıyor ve üç beş parçadan fazla bir şey listede yer almıyor. Antik dönemin tarih öncesine uzanan belki de az sayıdaki kanıtı bu yağmalar ile yok oluyor. Miletoslular tarafından kendi imkanları ile kent yeniden inşa oluyor ve ekonomik olarak kendisini toparlıyor. Esasen Miletosluların günümüzdeki anlatımla bir ilçesi ya da beldesi gibi bir konumu olan Didyma’nın İyonya öncesi tarih döneminde büyücülerin vesayetinde müstakil bir kent olması olasılığı yüksek. Miletosluların her sene Didyma’da Panhelenic festivaller düzenliyorlar, bölgedeki tüm şehir devletlerinden buna katılım olduğu düşünülüyor. 1446 yılında arkeoloji ilminin babası kabul edilen Ciriaco de’ Pizzicoli’nin bölgeye geliyor ve notlarında kentin hala eski günlerindeki kadar ihtişamlı ve önemli olduğu notunu belirtiyor. 1673 ve 1812’de de bölgeye Avrupalı bilim insanları geliyorlar. 1873 yılında ise Avrupa’dan bölgeye gelen arkeologların Louvre Müzesine götürmek üzere bölgede eser aramaya geldikleri ancak kazı çalışması yapmadan gittikleri kayıtlarda yer alıyor. 1905 ve 1930 yılları arasında Alman arkeologların yoğun çalışmaları ile tarihi konusunda bilgiler edindiğimiz kentteki en büyük keşif 1979 yılında gerçekleşiyor ve antik tapınağa ait önemli kalıntılar bulunuyor.

Miletos Antik Kenti, modern insanlık tarihi açısından en önemli duraklardan biri hatta belki de birincisi. Antik Çağ Felsefesinin Tales’in kurduğu Milet Okulunda şekillendiği ve Tales’in öğrencisi Anaksimandros tarafından kayıt altına alınması bilim tarihinin ve felsefenin doğduğu bu şehri tüm benzerlerinden apayrı bir noktaya taşıyor. Anaksimandros’un öğrencisi olan Anaksimenes ise Milet Okulunun son temsilcisi. Sokrates, Platon ve Aristo gibi felsefenin kurucu babaları olarak kabul edilebilecek isimlerin hepsi Milet Okulundan ilham alıyorlar. Anaksimandros tarihte düşüncelerini yazılı olarak kayda alan ilk filozof olarak büyük bir öneme sahip. Bu sayede Tales’in görüşlerini de tabi kayıt altına alıyor ve insanlığın doğayı tanıma çabasında somut adımlar atılabilir olmasını kayıt metodu ile sağlamayı başarıyorlar. M.Ö. 7. Yüzyılda yaşayan bu filozoflar ta o günlerde dünyanın yuvarlak olduğunu, bir boşlukta asılı durduğunu iddia ediyorlar ve sonsuzluk fikrini ilk kez gündeme getiriyorlar. Tarihi geçmişi taş devrine kadar dayanan Miletos’un bu dönemine dair bulgular bölgenin alüvyonlu coğrafyası sebebiyle ulaşılabilir değil, en azından şimdilik. Arkeolojik delillerin neolitik dönem olan M.Ö. 3000 – 3500 yıllarında kentte zamanın şartlarında ileri düzeyde bir yaşam olduğunu kanıtlayan bulgular sunuyor. Bölgenin en zengin kentlerinden biri olarak gezginlerin kayıtlarında Miletos hakkında notlar mevcut. Sosyo-ekonomik etkileşimi ekseriyetle Anadolu’nun içindeki medeniyetlerle değil, Ege Denizi odaklı gelişmesi kentin ticari kültürünün inşasında önemli bir etken. Hititlere ait arkeolojik kanıtlar bölgenin bulguları ile bir araya geldiği zaman kentin M.Ö. ikinci milenyumun başlarında bir Hitit şehri olduğunu doğrular nitelikte. M.Ö. 13. Yüzyılda yaşandığı tahmin edilen Troya savaşları döneminde bir Karya şehri olan ve farklı Yunanlı kavimlerin bir araya getirdiği Leleg halkına da daha sonra ev sahipliği yapan şehir, Akdeniz’den bölgeye ulaşan Mısır kökenli Hiksoslar tarafından M.Ö. 12. Yüzyılda büyük bir yağmaya uğruyor. İyonların M.Ö. 6. Yüzyılda bölgeyi kolonileştirmeleri sürecinde kent yeni kimliğine bürünüyor. Bu dönemde Miletos merkezli İyon kolonizmi Kırım ve Trabzon’a kadar uzanıyor ve Ege’den Karadeniz’e kadar hakimiyeti altına aldığı deniz yolları ile döneminin önemli bir gücü oluyor. M.Ö. 547 yılında Lidyalıların Perslerin Ahameniş İmparatorluğuna yenilmesi ile bölge ile birlikte Miletos da Pers kontrolüne giriyor. M.Ö. 502 yılında başlayan İyonya İhtilalleri ile Perslere karşı başkaldıran Grekler Perslerin karşı sert karşı saldırıları ile büyük tahribata uğruyorlar, Miletos tamamen yakılıp yıkılarak büyük bir yağma ile neredeyse yok noktasına geriliyor. M.Ö. 479 yılında Athenalıların Persler’e karşı galip gelip şehir tekrar Yunanlıların kontrolüne giriyor ancak M.Ö. 403 yılında Persler yeniden bölgede hakimiyeti ellerine alıyorlar. M.Ö. 304 yılında Büyük İskender’in Anadolu istilası ile şehir Perslerden son kez kurtarılıyor ve M.Ö. 188 yılında yeniden bağımsız olana kadar farklı Yunan devletlerinin idaresinde kalıyor. M.Ö. 133 yılında ise Roma hegemonyasına katılan şehir o tarihten sonra bir daha bağımsız kalamıyor. M.S. 297’den, Roma’nın Doğu ve Batı olarak bölünmesi ile ortaya çıkan Bizans dönemine kadar Bergama Eyaletinin bir şehri olarak kalan Miletos coğrafyanın azizliğine uğrayarak alüvyonlar sebebiyle denizden uzaklaşan bir liman şehri olarak önemini kaybediyor. Selçuklular tarafından alınarak Türklerin eline 11. Yüzyıl sonlarında geçen şehir Moğol istilasından sonra dağılan Anadolu siyasi birliğinden nasibini alıyor ve Menteşeoğulları tarafından idare edilmeye başlanıyor. 15. Yüzyılda cami, medrese ve külliye inşaatı ile yeniden kültürel bir değişim yaşayan şehir, artık denizden 10 km içeride kaldığı için terk edilmiş bir harabeye dönüşüyor.

Priene Antik Kenti, Ege’de deniz seviyesinden en yüksek şehirlerden biri. Tarih boyunca Menderes Nehri Alüvyonlarının kenti limandan uzaklaştırması sebebiyle birkaç kez tüm şehrin taşındığı biliniyor. M.Ö. 11. Yüzyılda ilk kez kurulan şehir, alüvyonlar ve depremler sebebiyle yaşadığı coğrafi handikaplar sebebiyle M.Ö. 8. Yüzyılda 10 km kadar yer değiştirerek Menderes nehrinin ağzında bir bölgeye yeniden inşa ediliyor. M.Ö. 5. Yüzyılda şehir yeniden taşınarak bugünkü yerine ulaşıyor. M.Ö. 350 yılında Karya Kralı Satrap tarafından model bir şehir planlama niyetiyle çalışmalar başlıyor ve bir süre sonra Büyük İskender’in Anadolu istilası ile birlikte bu proje hayata geçiyor ve İmparator proje ile oldukça yakından ilgileniyor hatta Athena Tapınağının maliyetini imparatorluk bütçesinden karşılıyor. Bu tarihten sonra kentin önde gelenleri, günümüzün sponsorluk anlayışına benzer bir şekilde şehirdeki yapılara finansörü olan kişilerin isimlerini vererek kentin inşasında yeni bir model geliştiriyorlar. O dönemde Milet Körfezinde iki limanı olan şehir, sadece 150 dönümlük bir alana yayılıyor ve altı bin kişinin yaşadığı yapısıyla dönemin en küçük yerleşimlerinden birisi. Demokrasiyle yönetilen şehir yüzyıllarca birçok kavmin saldırı ve yağmaları ile mücadele ediyor, İyonya İhtilallerine on iki gemi ile katılan şehir zaman içerisinde sürekli kan kaybediyor. M.Ö. 1. Yüzyıl dolaylarında kentin denizle bağlantısı tamamen kopuyor ve bölge halkının Miletos’a göçtüğü tahmin ediliyor. M.S. 12 yüzyılda bölgeye gelen ilk Türk yerleşimcilerin bir kısmının şehre geldikleri biliniyor. M.S. 13. Yüzyıla kadar Bizans hakimiyetinde olan bölge, daha sonra Anadolu Türk birliğinin sağlanması ile birlikte tamamen Türklerin yönetiminde kalan bir antik şehir oluyor. Priene’in hemen dibindeki yerleşim yeri olan Güllübahçe, 1923 mübadelesinde Yunanistan’dan Anadolu’ya göç edenler tarafından kurulmuş bir yerleşim.

 

Yolculuk Notları

 

Didim merkezinde bir yerde kalıyorsanız, Didyma’ya ulaşmanız yaklaşık yirmi dakika sürüyor. Şehrin merkezinde kalan antik kentin etrafında restoranlar ve kafeler var. Araba trafiğine kapatılmış bir bölge ile çevrili.

Didyma’nın ön tarafından arkasına geçen iki büyük hol var. Kentin neolitik dönemdeki büyücülük merkezi yapısını düşününce, tapınağın değişik bir mistik yapısı sizi kavrıyor. Ayakta kalmayı başarmış üç adet sütun var. Zamanla devrilmiş sütunları oluşturan parçalar, yıkılmış domino taşları sırası gibi görünüyor. Bir dönemler sahip oldukları ihtişamı yıkılarak yitiren bu eserlerin, öte yandan tarihe meydan okuyarak bizlere bir zamanlar burada yaşanmış büyük hikayeleri anlatan bir halleri var sanki.

Bir dönem ta İran’a kadar giden ve sonra el değiştirince kente tekrar hediye edilen bronz Apollon Heykeli bugün Yunanistan’ın Pire kentindeki Arkeoloji Müzesinde yer alıyor.

Didyma’dan Miletos’a giderken Ege’ye özgü karakteristiği olan yollardan bir seyahat sizi bekliyor. Yaklaşık kırk dakika süren yol boyunca solunuzda Ege’nin mavilikleri, sağınızda yeşillikler ile gidiş geliş bir yoldan seyahat ediyorsunuz.

 Miletos’un önüne geldiğiniz anda antik tiyatro tüm ihtişamı ile sizi karşılıyor. Antik tiyatronun seyirci sıralarının altında tribünleri bir baştan diğerine dolaşan ve ara ara seyirci alanına açılan geçitler var. Tiyatronun iki yanında dev holler alanın arkasına ulaşıyor olsa gerek bir dönem. Ama günümüzde bu geçitler kapalı. Öğlen sıcağında 35 derece açık bir havadayken bu hollere ya da tünellere adım attığınız anda üzerinizdeki yüzbinlerce ton taşın yarattığı koruma ile adeta bir klimanın içine giriyorsunuz.

Bilimin ve felsefenin doğduğu bu şehir oldukça geniş bir araziye yayılıyor. Araziye yayılmış kalıntılar arasında düzenli ve belirlenmiş bir yol akışı yok. Offroad bir trekking sizi bekliyor. Arazide gezerken felsefeyi ve bilimi inşa eden abide tarihi şahsiyetler ile aynı yerlerde yürüyor olmak, aynı binaların bugüne uzanan taşlarına dokunmak büyüleyici bir his. Bugün sahip olduğumuz tüm teknolojinin, medeniyetin, erdemlerin ve insana dair birikimlerimizin hepsinin kaynağı bu şehirdeki bir avuç insana dayanıyor.

Miletos’tan Priene giderken denizden uzaklaşıyorsunuz, bu sefer solunuzda yüksek dağlar yükselirken sağınızda yine Ege’nin bereketli toprakları ile gidiş geliş bir yol uzanarak sizi Prien’in yerleştiği dağın eteklerine kadar sürüklüyor.

Priene yüksek bir yerleşim olması sebebiyle gezmesi yorucu bir antik kent. Üç kademeli bir yapısı var ve merdivenler ile kademeler birbirlerine bağlanıyor. Konut yerleşim alanı olan en alt kademede dolaşırken bu kadar muntazam bir yerleşimi günümüz şehirlerinde bile göremediğinizi fark edeceksiniz.

 Mısır tanrıları için bir tapınak, sinagog, kilise ve Athena Tapınağına ev sahipliği yapan antik kentte dört farklı medeniyetin inanç mabetlerini görmek değişik bir deneyim. Athena Tapınağından ayakta kalmış olan sütunlar dik bir dağ yamacının tam önünde konumlanıyor. Sanki dağı ayakta tutan bu sütunlar bizi binlerce yıl geriye götüren medeniyetin bugün ortadan kaybolmuş azametli günlerini hatırlatan birer hatırat gibi varlıklarını sürdürüyorlar.

 Tüm antik kentlerde yer alan tiyatro ve Roma hamamları elbette Priene’de de mevcut. Kentin tarih boyunca yaşadığı yer değişimleri ve istilalar neticesinde Antik Yunan eserlerinin kalıntılarını görebiliyorsunuz ve ne yazık ki neolitik döneme dair bulguları olmadığı için iş hayal gücünüze kalıyor.
Bölgeye gitmişken meşhur Altınkum Plajına uğrayarak serinlemek ve ne kadar kıyıdan uzaklaşırsanız uzaklaşın belinize gelen suyun içinde kendini adeta bir havuzda yüzermişçesine hissetmek güzel bir mola opsiyonu olabilir.

 

Ford Ranger Notları

 

Didyma – Miletos arasında tipik Ege sahil yollarında giderken tatlı virajlarda Ford Ranger yola hakim olan yapısı ile size güvenli ve konforlu bir sürüş için gereken teknik kapasiteyi fazlasıyla sunuyor, gerisi sizin dikkatli ve sakin bir sürücü olarak yolun keyfini çıkarmanıza kalıyor.

Prien’e tırmanan mesafe olarak kısa ama oldukça dik bir yamaç var. Genellikle 4H vites seçeneğinde kullandığım Ford Ranger’ın iki buçuk saniyeden uzun süren yokuş kalkış desteği bu yolda duraksamam gerektikten sonra tekrar harekete geçerken ne kadar önemli bir teknolojik donanım olduğunu fark ettiriyor. Yeni teknolojiler ortaya çıkana kadar onlara ihtiyacımız olduğunun farkında olmuyoruz insanlar olarak. Ford Ranger’ın bu tanıma uyan özelliklerinden birisi işte bu yokuş kalkış destek sistemi konusunda rakiplerinden çok öne çıkmasını sağlayan kapasitesi.

Tavsiyeler

 

Didyma’nın hemen yanında yer alan ve tarihçesi hakkında bilgilendirici bir levha ya da benzer bir kaynak bulamadığınız ama kiliseden devşirilmiş oldukça estetik ve güzel bir cami var. Görmekte yarar var.

 

Miletos’u gezmeden önce YouTube’da Fatih Altaylı’nın Teke Tek programında sık sık konuk ettiği ülkemiz bilim dünyasının dünya çapında alanlarının en önemli isimleri arasında yer alan Prof. İlber Ortaylı ve Prof. Celal Şengör’ü konuk ettiği ve bilim tarihini konuştukları programı izlemenizde yarar var. Bölgenin kültürel gelişimi perspektifinde Miletos’un insanlık tarihindeki önemi konusunda oldukça aydınlatıcı ve ders niteliğinde bir yayın.

 

Azra Erhat’ın Mitoloji Sözlüğü adlı kült eserinin yanı sıra bu rotayı daha farkında bir şekilde gezmek adına Tamay Tekçam’ın Arkeoloji Sözlüğü kitabını da edinmenizde, hatta aldığınız notları yolculuk sırasında duraklarınızda açıp biraz karıştırmak emin olun ki geziden aldığınız lezzeti katlayacak. Biraz daha derinlemesine konuya dalmak isteyenler için özellikle Miletos öncesinde Ahmet Cevizci’nin Felsefe Sözlüğü kitabı da bu listeye eklenebilir.

nazer
No Comments

Post a Comment